Karbon salınımının tarihsel hareketliliği incelendiğinde; Sanayi Devrimi öncesinde karbon salım
düzeyinin oldukça düşük olduğunu ve 20. yüzyılın ortalarına kadar emisyon
artışının göreceli olarak yavaş olduğunu söylemek mümkündür. Ancak 1950’de
karbon salımının 6 milyar ton düzeyine yükseldiği, 1990 yılında ise bu
seviyenin neredeyse 4 katına çıkarak 22 milyar tona ulaştığı görülmektedir. Her
ne kadar bu artış trendi son birkaç senede yavaşladıysa da günümüzde her yıl
yaklaşık 36 milyar ton karbon atmosfere salınmaktadır ve karbon salınımının
başlıca sebebini oluşturan fosil yakıt kullanımı hala etkinliğini
sürdürmektedir. Bu durum küresel iklim değişikliği sürecini hızlandırmakta ve
karbon salınım sürecinin yönetimini zorunlu kılmaktadır.
Temel sebebini karbon emisyonlarındaki artışın
oluşturduğu iklim değişikliği konusu, 1970’li yıllardan itibaren uluslararası
kamuoyunun gündemine girmiş ve ortaya çıkardığı olumsuzluklarla mücadele
konusunda bu tarihten itibaren somut adımlar atılmaya başlanmıştır. 2015 Paris
İklim Anlaşması ve gelinen aşamada Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın açıklanması bu
süreçte atılan en son adımları oluşturmaktadır.
2016 yılında yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması,
küresel ortalama sıcaklık değerini, sanayi öncesi dönem olarak kabul edilen
1850-1900 öncesi döneme göre 2°C’nin altında tutmak, mümkünse 1,5°C ile
sınırlandırmak hedefi doğrultusunda, küresel ısınmaya yol açan karbon
emisyonlarının sınırlandırılmasını ve yeşil bir ekonominin oluşturulmasını
amaçlamaktadır. Söz konusu anlaşmanın imzalanması ile kamuoyunda daha belirgin
hale gelen düşük karbonlu ve iklime dirençli bir dünya oluşturma çabaları
kapsamında hemen harekete geçen Avrupa Birliği, Paris İklim Anlaşması
hedeflerine ulaşmak; ekonomik ve sosyal anlamda büyük bir dönüşüm başlatmak
adına 2019 yılı Aralık ayında Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı ilan etmiştir. Buna
göre AB, 2030'a gelindiğinde Avrupa’nın karbon salınımını 1990 düzeyine göre
yüzde 55 düşürmeyi planlamaktadır. Bu hedefe uygun olarak hazırladığı bir
kalkınma planı niteliğinde olan "Fit for 55 (55’e Uyum)" paketini de
2021 yılı Temmuz ayında açıklayan AB’nin nihai hedefi 2050 yılında dünyanın ilk
karbon-nötr kıtası olmaktır.
Ayrıca Birleşmiş Milletler’in iklim bilimi
organı olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından
hazırlanan 2022 raporu sonuçlarına göre küresel
ısınmayı (2016 yürürlüğe giren Paris Anlaşması’nın hedefi olan) 1.5°C’yle
sınırlamak hususunda makul bir şansa sahip olabilmek için, küresel emisyonların
2025 civarında zirveye ulaşması ve ardından sıfıra doğru hızla azalması gerektiğini
açık biçimde görülmektedir.
Bu hedeflerin
gerçekleştirilebilmesi için, Kyoto protokolü tarafından belirlenmiş üretim,
hizmet, işleme gibi faaliyetler sonucu oluşan sera gazları etkilerinin
karbondioksit cinsinden eşdeğerlerinin hesaplanması çalışmasını ifade eden
karbon ayak izi kavramı büyük önem taşımaktadır. Karbon ayak izi azaltma
işleminden önce ise karbon ayak izi hesaplanması yapılmalıdır. Bu sayede birey ve
şirket olarak dünyaya ne kadar zarar verdiğimiz hesaplanmaktadır. Karbon ayak
izinin nasıl ve ne kadar azaltılacağı yapılan hesaplama ardından emisyon
kaynakları incelenerek belirlenmektedir.
Bir Uğurlular markası olan ICOOM
ile yeşil bir adım atmak için çok az kaldı...